29 Eylül 2011 Perşembe

10 Yıl Sonra Bir Haber

                       Tam 10 yıl sonra ilkokul 5.sınıf sıra arkadaşımdan mesaj alıyorum.Dolu dolu yazılmış,hasretle...''Eğer o sensen ...'' diyor bana mesajında,ama ilkin onu tanıdığıma bile emin olamıyorum.''Benim sıra arkadaşımın soyadı Han'dı'' diye söyleniyorum kendi kendime,sahte profil olabileceğini bile düşünüyorum bi an saf saf.Profil resmine bakıveriyorum hızlıca,bir bebekle resmi var! Anında düşüyor tabii jeton.Evlenmiş,soyadı da o yüzden değişmiş.

                        Takılıyorum,şaşırıyorum uzun bir süre.Ne düşündüğümü,aklımdan geçenleri şimdi bile sıralayamam o kadar hızlı akıyor ki düşünceler,anılar,zaman... Kaç yaşında olduğumu,kim olduğumu unuttuyorum adeta.Newton'un metal denge topları gibi,aklımdakiler çakışıp duruyor,ilki sonuncusunun tetikçisi oluyor,gidip geliyorlar kendi aralarında.

                        Bir fikrim yok bunca zamanın nasıl olup da geçtiğine,hayatlarımızın böylesi değişitiğine dair.Ona nasıl bir cevap yazacağımı bilemiyorum,nerden başlayacağımı bilemiyorum.Bir ağlamak düğümleniyor boğazımda,sızlatıyor içimi de dökülüyor gözümden.

                         O an için gizliyorum hüznümü arkadaşımdan.Sorularına tek tek cevap veriyorum mesajımda,mutluluklar diliyorum geç kalmış olsam da,ufaklığı soruyorum sonunda.Çok beklemeden cevabı geliyor mesajımın,teşekkür ediyor bana,okulumu soruyor ''devam ediyorsun hala,çok güzel'' diyor.Son sorumu da ''Çok yoruyor beni,yaramaz.Abisine çekmiş.'' diye yanıtlıyor.Cevap vermiyorum bu defa,karanlığa sığınıyorum etrafımda teknolojik ne varsa kapatıp.Düşüncelerimin ardı arkası gelmiyor bir türlü.


                       Onun adına mutlu muyum kendi adıma üzgün olduğum kadar peki? Evet,erken evlenmiş.Çocuk yaşta belki de.Ama şimdi bir ''anne''...Benim hayatta istediğim en önemli şey,kendim için istediğim tek gerçek şey belki de,herkes bilir ne kadar aşık olduğumu bu rüyaya.Bu yüzden soramıyorum bir türlü ''annelik nasıl gidiyor?'' diye sevgili arkadaşıma.Kıskanıyorum onu,bilmiyor haliyle.


                                                                ***

                       Birkaç gün sis gibi dolanıyorum evin içinde,bulut gibi yoğun ve nemli...Biri istemeden dokunsa döküleceğim tane tane.Mutlu,umutlu annelik düşleriyle uyuduğum günleri hatırlıyorum tekrar.Uzun uzun kendimi seyrediyorum aynada; haklalanmış göz altlarıma,çatlak dudaklarıma bakıyorum,elimi karnımda buluyorum.Nicedir çöl olmasına hüküm verdiğim karnımı izliyorum bir de.


                      Çöl ;benim çölüm...Çocukluk arkadaşımın iki nur topuyla kıyaslanabilir mi hiç?! Sahip olduğum her şeyi toplasam o bebeklerden bir tanesi edebilir mi?!

                                                               ***
           
                      Annem yakalıyor ağlarken balkonda,saklamıyorum gözyaşlarımı.''Ne oldu?'' suna karşılık ''arkadaşımın bebeği olmuş'' diyorum.Sarılıyor sımsıcak ama anne ya ille de kızgın sesiyle soruyor ''Niye ağlıyorsun o zaman kızım? hmm!?'' İstiyorum ki konuşmadan,öylece okuyabilsin içimdekileri,nedenleri...Sonra,''hiç bebeğim olmayacak benim,çöl kalacak benim karnım''diye günlerdir içimde tekrarladığım cümleleri döküveriyorum bir anda anneme.İtiyor anında beni kendinden uzağa...

                   ''Suuusss kız! o nasıl laf öyle! Küstüreceksin,kurutacaksın şimdi! Ağzından yel alsın.''

  
                   Anneme bir türlü anlatamadığım,anlamasını sağlayamadığım şey yine aramıza mesafe koyuyor.Belki de anlamak işine gelmeyeceğinden asla hak vermiyor bana.Ona göre evlilik biraz da fikir ticareti,vitrin bakar gibi gelen görücülerin yanlışı yok.Aradığı insanın özelliklerini listeleyip annesinin eline tutuşturan zihniyette de yanlış bir şey yok.Aşk konu dışı tamamen,nikahta keramet varmış,olmamazlık ihtimali hiç düşünülmemiş....''Hepimiz aşk çocuğu muyuz ayol?''


                 Hepimiz aşk çocuğu olsaydık,olabilseydik keşke...Aşk bebeği ; aşkı görür,bilirdi.O vakit,her köşe başı veya her adımda sevmekten önce ne kadar dokunabileceğinin,ne kadar öpebileceğinin pazarlığını yapan insanlarla karşılaşıp duruyor olmazdık biz de.


                    Bebeğim,aşk bebeği olsun istiyorum ben.Olmayacaksa ''çöl'' kabul ediyorum kendimi zaten.Öyle zannediyorum.


                                           ***


                    Doğmayacağına kanaat getirdiğim bebeğin başkalararı tarafından dünyaya getiriliyor oluşunu kabullemediğimi anlıyorum,arkadaşımda görünce anneliği; bunun için ne derece hasret beslediğimin ayrımına varıyorum.

                    Bir başka günün sabahı,hediye edilmişçesine güzel bir rüyadan uyanıyorum.Sabah mahmurluğuyla gözlerime bakıyorum aynada,tekrar dudaklarıma ve ''çöl''üme...


                    Günlerdir bilerek ertelediğim,es geçip sormadığım bir soru yöneltiyorum arkadaşıma sonra.

                   ''Annelik nasıl?''

                    
   30.09.'11


              
              

          

                

17 Eylül 2011 Cumartesi

Sahil Günlüğü ''Dolunay''

                Tahayyül eder dururdum hep,eğer bir gün yazmak istemezse şu kalem,şu can diye.Nasıl olabileceğini düşünürdüm,aşk bende durduğu müddetçe.
             
              Ve şimdi...Şimdi ise,yazmayı istemiyor canım...Kalem,dile gelsin de konuşsun istiyorum...Yazmaktan öte yaşıyorum yazmaya-yazılmaya değer,güzel ve tadına doyulmaz ne varsa...Anlatmaya çırpınmak o kadar anlamsız duruyor ki şu safhada...Anlamların,tadın hepsi bende zira...


              Karşımda çarşaf gibi deniz ve gece,dolunay eşliğinde...Ay şavkına karşı çiziktirmek de varmış kaderde.


              Sorsalar karşımdaki denizin sahibiyim,en küçük dalgasına değin...Yuva olduğu tekmil deniz canlısına,yosunlarına,mercanlarına ben sahipmişim,hükmedebilirmişim gibi...Onlar kadar güzel,onlar kadar anlamlıymışım gibi...


              Hayır efendim! Şaka değil bu mutluluk...Kullandığım ilaçların etkisi de değil,burası iyileştiriyor beni.Ciğerlerime doldurduğum hava değil,huzur soluyorum...Terk etmek istemiyorum bu aptal kalabalığı,ne yaptığımı bildiğimi sandırıyor ve amacım olduğunu...

              Gözüme kestirdiğim dalgayla kucaklaşabilmek için telaş duyuyorum artık içimde.Uzun zamandır ilk defa belki de,mutlulukla açıyorum gözlerimi doğan güne.Güneşe teslim oluyorum her gün,denizin koynunda hayat buluyorum,sonra yeniden bedenimi hissediyorum rüzgarın öpüşten yumuşak her bir dokunuşu ile.

              
             Ey aşk! Gece,deniz ve dolunay büyüsünden fazla değilsin şimdi...Acın,sızın,kanın da yok...Üstelik ''ahh min'el aşk!'' diye inletmiyor,göğsümdekini biletmiyorsun.Artık söz ver bana kaysın bir yıldız bu gece ve sonsuz olsun,olsun dileğim.


 13.07.'11
           



                 P.S: Ruh halim tam bir ''flightless bird'' idi şuncağızları çiziktirirken :))
         

10 Eylül 2011 Cumartesi

Tatil (The Holiday)

Hans Zimmer -Maestro

                  
                                       
            Aşk hakkında yazılan herşeyin nerdeyse tamamının doğru olduğunu düşünüyorum...
 Shakespeare demiş ki "yolculuklar aşıkların buluştuğu noktada sona erer". Ne sıradışı bir fikir!.Buna benzer bişey yaşamadım ama eminim Shakespeare yaşamıştır.

            Sanırım aşk konusuna herkesde daha fazla kafayı yoruyorum.Aşkın hayatlarımıza her zaman yön vermesine hayran kalmışımdır."Aşkın gözü kördür" lafınıda Shakespeare söylemiştir.İşte bunun doğruluğundan eminim.

             Bazılarına göre aşk açıklanamaz bir biçimde solup gider.Bazılarına göre ise aşk yitip gider.Ama sonrasında aşk insanın karşısına tekrar çıkabilir.Tek geceliğine bile olsa.Bide başka türlü bir aşk vardır.En zalim olan ve kurbanını süründüren aşk.Adı karşılıksız aşktır.Bu konuda bir uzman sayılırım işte.

            Çoğu aşk hikayesi birbirine aşık insanları konu alır.Peki geri kalanına nolucak ?
            Karşılıksız aşık olanlar, sevipte sevilemeyenler...Biz tek taraflı aşkın kurbanlarıyız,lanetlenmiş aşıklarız.Yaralı insanlarız ,tek başımızayız park yeri bile bulamayız...

            Evet şu anda bu söylediklerime iyi bir örnek olan birine bakıyorsunuz.3 koca senedir şu aptal adama aşığım.Hayatımın en berbat yılları ve nolleri ve noel arefeleri ,en kötü doğum günleri ,gözyaşlarıyla geçmiş 3 koca yıl...Aldığım sakinleştiricilerle ömrümün en kötü yılları oldu. Çünkü beni sevmeyen ve asla sevmeyecek birine aşığım.

            Aman tanrım! onu görmek bile bana yetiyor kalp atışlarım hızlanıyor,nefesim kesiliyor,tamamen yutkunamaz hale geliyorum. "Ahh cess sakın bana hala ..." Hayır hayır o eskidendi çok eskiden ! "Ah cess onla birlikte miydin" Hayır ben ona aşıktım ... "zor olmalı!" Ağlıyor gibi mi görünüyorum? Ah ne aptalım...

            (İris'in sözleri - Tatil/ The Holiday)