6 Ağustos 2011 Cumartesi

AŞIK İKİ RUH

             Gözlerimi O’na dikip yürümemdi görenleri hayrete düşüren.Onların ”boşluk” dediğine benim ”zahir” demem de büyük suçtu.Suç;karanlıkta sureti bana parıldayanı,kollarını açmış bana koşanı sadece benim görebiliyor olmamdı.Onlar aramızda duran zaman perdesine boşluk diyorlardı.

             Bana doğru koşmasından bir sonuç çıkardım; hızlanmıştı.Öyleyse artık benim burada olduğumun farkındaydı.ikimiz de haberdardık birbirimizden şimdi.Çok zamanı acılarla,kederlerle doldurduktan sonra ”tuhaf ” ya da ”saçmalık” deyip yine de içinden çıkamadığımız; bir türlü adlandıramadığımız, anlamlandıramadığımız olayların sırrını aynı anda çözüvermiştik işte.Aynı cümle ağzımızdan çıkıp semada yankılandı ardı ardına : ”O burada! Koşmalıyım ona olanca hızımla!”

            Çok sonra,birbirimize ulaştıktan sonra bunun tılsımlı bir aşk olduğuna herkes gözleriyle şahit olacak,aşkımızın hikayesi dillerde destan olarak kalacaktı sonraki kuşaklara.”Onlar ki!” diyecekler ”Allah evvelinden kavuşmaları daha kıymetli olsun diye her saniyelerini azapla doldurup,günü geceye bağlarken yalnız ve yalnız hasretten ‘Ahh!’ ettiler.Gayrısına da ucunda sevdiğine kavuşmak olduğu için şükür.”

           Anlayacaklardı ki; bedenlerimiz ayrı birer katre halinde ana rahmine düştüğü andan itibaren birbirini çekmeye Allah’ın emri ile komutlanmıştı.

           Anlayacaklardı ki; yalnızca birbirimizin dudak izleriyle mühürlenmiş alın yazısıydı bu aşk.Cennetin bebek melekleri iken henüz sözleşmiştik ruhlar aleminde.

***
          Şizofreninin ne olduğunu da içimdekiler kuş olup dudaklarımda kanatlanmayana kadar bilmezdim.21.YY da her sıkıntının bir hastalığı varmış,öğrendim.Bir de her hastalıktan anlayanları(!) ”Ondan yayılanı hissediyorum, her duygusu hare hare bana çarpıyor,çok uzakta değil.” Dediğimde bunun adı ”aşktır’”yerine ”şizofrenidir” yanıtını verenler daha sonra susacaklardı.
Hayal ile gerçeği karıştırdığımı söylüyorlardı.Aşkı,modaya uygun olanının aksine sarılıp dokunamadığıma,daha hiç görüp tanımadığıma duyduğumu söylemekten ötürü beni şizofren addediyorlardı.Sebep dokunamamak ise; ölmüşe nicedir aşk duymadı mı insanoğlu? Ölüm aşkı öldüremedi. Sebep görüp tanımamak ise; elini karnına koyan anne aşık olmadı mı doğmamış yavrusuna? Bilmemek aşka engel olamadı.

          Anlayacaklardı ki; ruh hiçbir zaman ölmez ve ister an ile olsun ister konum ile mesafe engel değildir feryadını duymaya aşığının.

  ***
          Çok sonra,ne zaman ki ’kutlu’ istikamette biz buluştuktan sonra bütün o insanlar bu aşkın başından doğruluğuna inanacak,’hazan yüzlü adam’a koşarken,o yolda bıkmadan, usanmadan tekrarladığım duayı,sonrasında gönlüne aşk düşenler dillerine bağlayacaklardı.
             ''Ey Rabbim!
              Bana giydirdiğin şu bedenim fani bir hırka,
              Varsın hırkam burada dursun, yeter ki üflediğin ‘ruhu’ kavuştur O’na!''

              15.04.’11

P.S: Nisan ayında Fanzin için bir solukta çiziktirdiğim İki Aşık Ruh,dergi henüz elime ulaşamasa da yayınlandı ve derginin yazı grubunda olmamı sağladı.Emeği geçen müziğe teşekkür etmeden olmaz.Yazının başından sonuna kadar dinlediğim,ilk paragraftan attığım en son noktaya kadar aynı duyguyla kalmamı sağlaması olağanüstüydü ki en zorlandığım kısım bu;yazarken duyguyu taze tutmak.

                                    İncir Reçeli Soundtrack - Diriliş
                                   

Hiç yorum yok:

Yorum Gönder