2 Haziran 2011 Perşembe

Günün Tavsiyeleri'ne Giriş (Bahaneler :P)

                Tamam tamam biliyorum puuff! günlük tavsiye olmaktan çıktı aylık oldu bu kısım.Tabii baştaki düşüncem sizi temin ederim bu değildi.Bunu günlük olarak hazırlamak gerçekten çok zor.Neden mi? Vaktimin çoğunda bunalım takılıyorum,ahh bir bilseniz bişeye odaklanmakta ne kadar zorluk çekiyorum...İlk olarak zihnim benle kavgaya tutuşuyor,çatışıyoruz kelimenin tam anlamıyla,kendi zihnimin ağır hakaretlerine mağruz kalıyorum ne zaman ki 'tamam kızım artık toparlan ve düşünmen gerekeni düşün' dediğimde kendime.İçimde kaç farklı ses var bilmiyorum,bazen sayamıyorum onları o kadar kalabalık oluyor yani.Geçmişimdeki insanların sesleri,annemin,babamın,kardeşlerimin,kuzenlerimin,arkadaşlarımın...Bunlar yetmezmiş gibi bir de yakama yapışan kendi karmaşık iç seslerim var.Zihnim,iyi sesim(vicdanım),kötü sesim (nefsim),kendi sesim...

                Bir romanda okumuştum kendisiyle asla barışamayan insanların iç seslerindeki karmaşıklığı Hindistanda 'meditasyon' ile çözümlemenin yolu varmış.Hatta okuduğum roman;bayan yazarın depresyon haline nasıl girdiğini ve ondan kurtulma evrelerini anlatan bi nevi günce.(Hayır Siyah Süt değil! Orada anlatılan Postnatal depresyondu,ilk doğum ve annelik duygusunun kadında yarattığı şoku Elif Şafak çok beğendiğim üslubuyla kaleme almıştı yaşayan olarak.) O romanın ismini vermeyeceğim çünkü yazarla feci derecede benzeşiyoruz kişilik olarak.Olaylar karşısındaki tutumlarımız,en sevdiğimiz  lisan,en sevdiğimiz şehir,karşı cins hakkında düşüncelerimiz,aşk hakkında düşüncelerimiz...Şaşırtıcıdır,kadının abartmalarını bile kendime benzetiyorum.Hatta depresyona yakalandığımız yer bile aynı! Banyo! Aynı şekilde hıçkırıklara boğulmuş halde banyo mermerine kapaklanmışız.O sebeple tanımlamalarını el üstünde tutarım bu yazarın.Bir yerde bazı insanların ruhlarının doğuştan sakin olduğunu,bazı insanların ruhlarının ise deli olduğunu yazmıştı kendi ruhu gibi-benim ruhum gibi-.O kendini bulmak için depresyonun fırtınasının da etkisiyle bir yığın ülkeye gitmiş.Hindistanda iç seslerini terbiye etmeyi öğrenmiş ve deli olan ruhunu dinginleştirmeyi.Birkaç aşk yaşamış,başından bir evlilik geçmiş ve en sonunda gerçek aşkını bu seyahatleri sırasında bulmuş.Öyleyse ben de bugün burada saat itibari ile dilemediğim hala geçerli olduğunu düşündüğüm dilek hakkımı kullanıyorum -mumları üflerken aklıma gelmedi kahretsin!- '' Allah'ım,lütfen lütfen! Yalvarırım günün birinde öyle seyahat etmek bana da nasip olsun,sabah 4.30 meditasyonlarına bile razıyım,yeter ki bu deli ruh akıllanıp sussun,yoksa aklımı da delirtecek''

               İşte bu sebeplerdendir ki zaten planladığım,yapmak istediğim çoğu şeyi günaşırı erteliyorum.Bugün yapmak istiyorum ve içimde büyük bir heyecan duyuyorum planladığım şey için,ertesi gün depresyon ve bu deli ruhun da etkisiyle vazgeçiyorum.Kendimde yeterli gücü hiç görmüyorum.Biri bütüün enerjimi bedenimden çekip almış gibi.Öyle ki bu sadece sanal değil sosyal hayatıma da yansıyor.Yazmaktan geri kaldığım kadar,gerçekte çok sevdiğim okumak işinden,pek sevmesem bile okuluma yoğunlaşmak derslerime çalışmak işinden geri kalıyorum  ve - gülmeyeceğinize söz verirseniz itiraf edeceğim-odamdan çıkıp evdekilere 'merhaba'  demeye bile isteğim,bu isteği hissedecek gücüm olmuyor.Beni anladığınızı umuyorum pek değerli blog sakinlerim.

                  Aşık Kalem'in sözü bitmez,ama gücü tükeniyor sanki...Elimden geleni yapmaya çalışacağım yine de.Sevgilerle...
                         

Hiç yorum yok:

Yorum Gönder